2 Mart 2011 Çarşamba

Blogspot un yasaklandığını duydum dün...

Uzun zamandır bir blog yazmanın gereklerini kafamda oluşturmaya ve zenginleştirmeye başladığımı fark ettim. 24 Şubatta Kerem diye bir "yeğen"e Amca olmam, 40 yaşında olmam, Hasan Arda'nın "resmen" babası olmam, ileride söyleyecek bir şeylerin kalması için yapılabilecek şeylerin en basiti gibi geldi Bir bloger olmak. Günlük tutmayı ve düşüncesini daima sevmiş, ama kişisel dağınıklık ve düzene karşı duran düzensizliğim nedeniyle kısa kısa dönemlerde kısa kısa günce tutmuşluğum vardı. En önemlisi senaryolar ve senaryo fikirleri üzerinde düşünmeye başladığım, 1996 Mimar Sinan Üniversitesi Sinema Tv bölümünü kazanma şansından hemen sonra daha anlamlı bir ihtiyaç haline geldi "söz uçar, yazı kalır"ın kalıcı kısmını hayata geçirmek. İhtiyaca cevap verdim mi? Hayır. Şimdi diyorum ki; "bir yerden başlamak lazım". Ve yasaklandığını düşündüğüm URL yi girdim bilgisayara... anlamadım ama yalan haber mi yoksa dnslere müdahale eden bir rahatsız bilgisayarcı şahsiyetim sayesinde mi bilemem, burdayım görüldüğü üzere.


Yabancı dizilerin en sivrilerini bırakın en müptelası olmadığım avukat dizilerinde bile tek bir ortak muhteşemlik var. SENARYO. Yani anlatacak bir şeyleri var. "Anlatacak bir şeyiniz yoksa senaryo yazmayın, kameranın rec tuşuna basmayın, deklanşöre basmayın..." biz okulda böyle öğrendik. Yıldız teknik Üniversitesi Fotoğraf Bölümünde de Mimar Sinan Sinema-Tv de de...


Senaryo var kafamda, bir yazma eksikliği duvarına toslayıp, arkasında baraj oluşturacak kadar. O duvarlar aslında bizim yazma yeteneksizliğimizden değil bu işin iyisinin nasıl olacağını bilmekten kaynaklanan bir duvar. Örneklerini izlediğimiz okuduğumuz tüm senaryo yazarlarının bu duvara tosladığına yemin edebilirim. Tek fark "Bilgi" ile karşılarına kendi ördükleri duvarın çoğunda (hepsinde değil) bir kaldırım taşı yüksekliğinde ya da halı kenarı kadar ince olması sebebiyle aşılabilir olması. "Cahil cesareti" denen iki kelime ile anlatmış atalarımız ya işte, biz sayfalar doldursak da anlatmış olamayacağım şeyi... onu dedim kendimce.


Neyse işte...  Merhaba.


İskender Değirmenci